Ardımda zaman, karşımda sonbahar...
Sakin bir pazar günü, sabah erkenden uyanıp evden çıktım. Zamandan daha yavaştım bu kez, aramızda kronikleşmiş o kovalamacayı tersine çevirmeye karar vermiştim. Sanki dakikalar ellerimden kollarımdan çekiştirmeye çalışıyordu, umursamadan sakince derin derin nefes alıp verdim. Yavaşlamanın getirdiği güzellikleri farkederek yürürken yine aynı müzikleri dinledim, sanırım bu tekrarın nedeni aynı kalan şeylere yaş aldıkça bizlerin yüklediği anlamların değişmesiyle ilgiliydi. Kendim için usulca sevdiğim birşey yaptım ve yanından hızla geçen araba yoğunluğuna rağmen sessizliğini koruyabilen bir parka geçip oturdum. Sonbaharın manzaradaki hakimiyetine baktıkça gerçek sanatçının gücünün, çok küçük bir kısmını hayranlıkla izlemeye devam ettim.
Güneş ardından süzülen bulutlara dokunmadan dalların arasından yansıyan ışığıyla, sonbaharı kontrollü bir şekilde yansıtıyordu. Bir zaman yukarıda yeşilliğiyle huzurundan faydalandığımız yapraklar, şimdi rüzgarın rahat bırakmayan inadıyla sağa sola savrularak sonunda insanların ayakları altında çıtırdayarak yok oluyordu.
Tıpkı yaşadıkça kalbimize uğrayan her sonbaharda yok olup giden ince sızılı bir çıtırtı gibi...
Belki bizler de kalbimizin sanatçısıydık. Her rüzgarda savrulan hüzünlerimizi toplar, yeni ektiğimiz fidanların köklerine doldururduk daha sağlam tutunsunlar bu defa diye. Ve her fidan bir sonrakinin köklerini güçlendirmek için tekrar yeşerirdi.
Yaşam bir döngünün içinde, döngü ise her yaşamın içinde deveran ediyordu. Bizler de zaman zaman bu devasa sarmaldan kaçıp tekinsiz düşüncelere sığınıyorduk. Yolumuz bazen yanlış, bazen de çıkmaz sokaklara düşüyordu. Yoruluyor, tükeniyor ve tekrar ayağa kalkıyorduk. Bir çiçek tebessüm ekerken dudaklarımıza, bir çift söz aynı tebessümü söküp atabiliyordu kökünden. Belki de artık, kendini nadasa bırakanlardı hayatın tenha muhitlerinde yaşayanlar.
İnsanlar gördüm, kabuğuna çekilmiş duvarlarının ardında kendi mevsimlerini sessiz sedasız yeniden doğurdular.
İnsanlar gördüm, dünyasının dört mevsimine sıkışıp sonunda teslim olmuş nefes alan ve hatta kocaman gülemseyen naaşlardı. Bir avuç merhamet atan yoktu üzerlerine.
Ve insanlar gördüm, ceplerinde iyilik tohumları. Sevdiklerinin çorak kalmış bahçelerine ektiler, güneş buldular yazdan kalan çöplüklerden, yağmurla yıkayıp ellerinde getirdiler...
Havanın düşmeye başlayan ısısını, parmaklarıma yayılan çayın sıcaklığının bana iyi gelişinden anlıyorum. İlk uyanışı, parktan dışarı adımımı attığım an duyduğum karmaşık insan sesleriyle yaşıyorum. Tek bir adımla dünya değişiyor, kaotik bir hale geliyor. Ben ise hala zamanı peşimden koşturacak kadar yavaşlamaya kararlıyım. Yine havadan usulca düşmeye başlayan kurumuş bir yaprağı, bu defa yanımda duran siyah beyaz bir kediyle birlikte izlediğimizi farkediyor, gülümsüyorum. Sonbaharı rahatsız etmeden, bizlere hediye ettiği detayları izleyerek yol kenarıdan yürüyüşüme devam ediyorum.
Hepimize dış ve iç dünyamızın değişen mevsimlerindeki güzellikleri yakalayabilmeyi ve bunu sağlık, sıhhat ve huzurla yaşamımıza yansıtabilmeyi diliyorum.
Esen kalın...

Bir avuç merhamet😔
YanıtlaSilVe merhamet yokluğu bazen bir avuç topraktan daha ağır gelir insana
Sil