Kayıtlar

Akşam sefası (ikindi prensesi)

Resim
  Her günün bitimine doğru gölgenin rengini bölerek penceremin önünde açan, sarı akşam sefası çiçeğini izliyorum. Ben ona ikindi prensesi de diyorum. En çok da, uykuya çekildiği için renklerin ferini söndüren güneşe rağmen canlı rengi ve rüzgarla olan dansı büyülüyor beni. Tüm gününü hayat meşguliyetiyle geçiren insanın gün sonunda akşam sakinliğinde yüklerini bir kenara koyup nefes alabildiği, yüreğini açıp bakabildigi, tek kelime ses duyulmadan kendiyle konuşabildiği, haline benzetirim bu çiçeği. Sokak lambasının ışığı dokunsada yapraklarına, o kendi renginin aydınlığında kimsenin olmadığı saatlerde açar ve kendiyle başbaşa kalır bu koca dünyada. Biz evlerimize gün bitti diye çekilirken, o gür yapraklarının arasından belirir, kaldırır başını çünkü karanlıktır aslında onun güneşi, sakinliktir suyu, dışardan gelen sesler rüzgar uğultusu gibi duyulurken evimizden, aslında duyulan fısıltısıdır akşam sefasının, muhabbetidir estikçe camlarımıza vuran. Zaman ilerliyor, siliniyor geceni...

Bir İskenderun akşamı

Resim
  Sıcak bir İskenderun akşamı... Sahil şehrin boynunda gerdanlık misali uzanmışken bir yanda ağır yürüyüşlerle koyu sohbetlere dalanlar diğer yanda rengi geceyle karışmış banklarda bir başına kendi kalabalığından kaçanlar... Hırçın dalgaların sert mizaçlı kayalıklara her çarpışında çıkardığı sesin, sahil müdavimleri için vazgeçilmez bir enstrüman tınısı olduğunu düşünüyor bir süreliğine gözlerimi kapatıp bu müzik ziyafetine bende dahil oluyorum. Sanki o an herşeyi dinleyerek hissedebiliyor ve kulaklarımın derinlerine kadar giren bu sese teslim oluyorum. Gözlerimi açtığımda kayalıkların üzerinde dünyaya sırtını dönmüş oturan bir kadın görüyorum. Hızlıca çarpan dalgalar bulaşıyor avuçlarına, uçsuz mavi damlıyor ellerinden belki de yüklerini bırakıyor denize parmak uçlarından... Uzun uzun bakıp denize "Kimbilir daha kimlerin yüreğinden dökülenleri taşıyorsun koynunda" diye mırıldanırken yürümeye devam ediyorum. Havadaki nem ve rehavet sohbetlerin konusunu bölerek seyrini ağırl...

Böğürtlen kokulu bayram anıları

Resim
Bir çocuk var gözlerimde... Tebessümünde böğürtlen lekesi Koşar tarlalar arası yollar boyu Gülüşmelere karışır adımlarının sesi Bir çocuk var gözlerimde... Ellerinde ceviz lekesi Aşar engelleri dallar boyu Ardı ardına göğsünde atar nefesi Bayramın yaklaşmasıyla aynı heyecanın ve mutluluğun etrafında toplandığımız günler canlanıyor zihnimde... Gün, sabahın erken saatlerinde odun ateşinin başında kahvaltı için ekmek yapan annemin, ellerine bulaşmış buğday kokusuyla başlayıp, binbir emekle hazırlanmış kahvaltının nakış nakış işlendiği uzun sofralarımızın en keyifli muhabbetlere mesken olmasıyla devam ediyor. Her bayramda ikram edilmek için alınan rengarenk ambalajlı şekerlerin, saklandığı yer tespit edildikten sonra bir bayram ritüeline dönüşen çocuk istilasına uğramasının ardından ambalaj dolu çöp kutusunun durumu ele vermesiyle sağa sola kaçışan çocukların gülüşmeleriyle daha bir hareketleniyor. Yaklaşan öğlen vaktiyle artan sıcağın rehaveti, bayramlaşmaların süregelmesiyle unutulup yer...

Yarım kalan cümleler,

Resim
  Hepimizin hayatında olan yada hayatımızın bir döneminde rastladığımız, mesafelerin uzaklaştırmaya gücünün yetmediği insanlar vardır. Ne paylaştığınız anılarınızın çokluğu tanımlar bağınızı nede ortak bir hayat gayesi, ne yediğiniz içtiğiniz bir olacak kadar yakınında olabilirsiniz ne de düştüğünde elini ilk siz tutabilirsiniz ama isminiz tebessüm ettirir, derdiniz gönlüne düşer, sesinizde sesinin özlemi kalır. Hep yarım kalan bir cümledir buluşmalarınız... Birgün tekrar bir araya geldiginizde gözlerdeki samimiyetin bir nebze bile azalmamış haliyle, sanki yıllardır birlikteymişcesine aynı heyecan, aynı muhabbetle devam eden bu anlar zamanın, akreple yelkovanın yarışına yenik düşmesiyle sona erer ama nokta değil virgül konarak yapılır vedalaşmalar çünkü bilirsiniz yine devam edecek belki yakında belkide çok zaman sonra... Yıllar ve yollar üşüştüklerini zannederlerken aranızdaki boşluğa, zihinde yâd edilen tek bir anı, toz bulutuna çevirir boşluktaki her yanı. Karşınızda olamasada g...

Babalar günü...

Resim
Bugün yetim bir sabaha uyanışımın 77.günü ve sensiz ilk babalar günü... Saat bir taş değirmen gibi ağır ağır ilerliyor, zaman yokluğunu öğütüp bir kez daha dolduruyor avuçlarıma. Ve ben hergün senden uzak diyarlarda, her yanı seninle dolu, bu koca boşluğun altında kalıyorum. Takvimi elime alıyor nisan ayı sayfasını koparıp uzun uzun bakıyorum güz doğurmuş bahar suretli bu aya... Sanki sayfa takvimden ayrılmamışta ben mevsimden silinmişim gibi hissediyorum. Sen nisan!! Ağaçların yapraklarını döktüğü, çiçeklerin boyun büktüğü hangi eylül, hangi ekim, hangi dondurucu şubat... senin kadar hüzün dağıtmıştır gönlüme! Diye sessizce konuşuyorum elimdeki takvim yaprağıyla. Ne kadar süre öyle bakakaldığımı bilmiyorum. Sayfaya damlayan tuzlu gözyaşlarımı silerken nisan'ın ardından çeviriyorum diğer sayfaları ama sensiz geçen bir sonraki ayda nisan ve bir sonraki de... O esnada dışardan gelen sesler çalınıyor kulağıma, babasıyla telefonda konuşan bir kız çocuğunun sesi... yüreğim burkuluyor te...

Gelincik mevsimi

Resim
  Bugün günlerden ne? saat mevsimin neresinde bilmiyorum, diye aklımdan geçirirken bir gelincik çiçeği takılıyor gözlerime duvar dibinde. Evet zaman memleketimin tarlalarının gelincik çiçeğiyle dolup taştığı mevsimde. Güneşin bile üzerine doğarken sabırsızlandığı, yanına yatıp baksan uçsuz mavide, tepeye çıkıp baksan yeşil tuvalde yanan alevdir gelincik. Açmak için zamanının gelmesini bekleyen boynu bükük yavruları vardır her daim yanında. Rengindeki asaleti, duruşundaki dirayeti ve toprağından aldığı merhametiyle güzeller güzeli bir annedir gelincik. Memleketimde bu mevsime denk geldiğimde gözlerimi hiç ayırmadan izleyişim canlandı zihnimde, güneşe bile kızardım batarken biraz daha kalsa ne olurdu sanki diye ama mecburdu vedalaşmalıydı günle çünkü akşam başka güzelliklerin doğumu için gelmeliydi. Bende içten içe "inşallah yine geleceğim gözlerime dolan güzelliğini izlemeye" diye veda ederken yorgun anne gelincikte artık dinlenmeye çekilirdi. Durduramazmıyım zamanı Aylarca...

Aynı yolun farklı yolcuları

Resim
  İnsan hayatı boyunca bir yolda yürür misali ilerlermiş. Yol, üzerindeki nereye nasıl gider bilmez ama yolcular türlü şekillerde yürürlermiş.  Mesela uçurtmaya benzetirim bazı insanların yaşam yolculuğunu, dağlardan taşlardan bağımsız, engebeden habersiz, dümeni rüzgara teslim etmişçesine rotasız, renklerle bezeli bir ruhun bedene sığmayan hali tavrı vardır onlarda. Sözleri kanatlıdır ve güzergahı bilinmez bir macera için her an hazırdır... Bazen ruhunuza dokunan bir kelam olur, bazen de hüznünüze biraz daha hüzün katar, bazen zamanın akmadığı kasvetli anlarda tebessüm olur, bazen de hayatınıza hiç uğramamışçasına görmezden gelir. Bu sözleri kanatlı, öfkesi savruk, zamanı anlık yaşayan insanlar, tüm dünya onların ardında kalmışçasına ufuktadırlar hep... Sıkıntılar, kaygılar, keşkeler uzaktan seyreder bu uçurtmaların yolculuğunu. Onlar bazen yanınızda en yakınınızda gibi gelir ama aslında çok uzaktadırlar , Bazen de gözden kayboldu sanarsınız ama aslında mesafelerin mesafe...