Kayıtlar

Kağıttan gemiyle keyifli bir rota

Resim
Akşam çekmecelerimi düzenlerken kullanmaya kıyamadığım ajandalarım, defterlerim ve biriktirdiğim kalemlerime baktım uzun uzun. Bir kısmı hediye gelmiş, bir kısmıda beğenerek aldıklarımdı. Bir tanesini açıp birşeyler yazayım derken o bembeyaz sayfadan yıllar geçmesine rağmen hala aynı kağıt kokusunun çıkmış olmasına hayret ettim doğrusu.  Zihnime ilişen koku usulca peşine düştü geçmişten kopup gelen takvim yapraklarının... Küçükken ne çok severdim, okul başlamadan önce yapılan kırtasiye alışverişlerini. Daha yolda giderken canlanırdı zihnimde rengarenk kalemler, mis kokulu silgiler, ama en çokta defterleri severdim kapağını açar açmaz burnuma dolan yeni kağıt kokusunu... Güleryüzlü kırtasiyecinin ikram ettiği meyveli şekerlerle dahada güzel hale gelen alışverişi tamamladıktan sonra keyfimi hiçbir şey kaçıramaz edasıyla çıkıp poşetleri ara ara kontrol eder sabırsızlanarak evin yolunu tutardım. Daha o yaşlarda heyecanlandırırdı beni defterlerimin ilk sayfasına yazmak.  Kapağının ...

Dizelerden anılara yolculuk...

Resim
İstanbul'un yıllara meydan okuyan tarihi semtlerinden Samatya'ya yüzünü dönmüş küçük dar balkonlu ve geniş hatıralı bir evim vardı. İşten yorgun argın geldiğimde biran önce işlerimi bitirip kahvemi de alıp balkona oturuyordum. Bana kendimi iyi hissettiren bu yerde dünyada yaşayan tek insanmışım gibi sadece kendi sesimi duyuyor kısa süreliğine de olsa sakinliği üzerime örtüp uçsuz maviyi hayranlıkla izliyordum. Denizin kokusu balıkçılar çarşısına karışıp yeni aromasıyla Samatya'nın girintili sokaklarından geçerek evlere doluyordu. Zaman ilerliyor ve nihayet gün batıyor... Deniz saçlarına kına yakmış bir kadın zerafetiyle uykuya çekiliyordu. Böyle bir güzelliğe kayıtsız kalamayan gözlerimin ısrarına dayanamayan mürekkep sevdalısı parmaklarımdan nacizhane birkaç satır dökülüverdi... Sessizlik mi? Bu kokan burnuma Rehavetinde kalakalmış gibi zamanın Gün teslim olurken karanlığa Ağır bir film kuşağı sanki her anım Çok sevdiğim eski defterlerimi karıştırırken denk geldiğim dizele...

Yağmurdan gelen hüzün... toprak kokusu

Resim
  Yağmurlu bir mayıs sabahına uyandım bugün, işe gitmek için evden çıktığım an yoğun bir toprak kokusu sardı her yanımı. Nemli ve başka kokuları örtercesine ağır. Bu koku bana hep çocukluğumu hatırlatır, uzun bir zaman yolculuğuna çıkarır beni... Daha sesini duyar duymaz evinin koridorundan odasına koşup binanın arka bahçesine bakan pencereyi açıp yağmur ardı yükselen bu kokuyla mest olan bir kız çocuğuydum. Damlaların semada doğup hızla ağacın yapraklarına çarpıp ordanda toprakla kucaklaşmasını izlerdim dikkatle. İzledikçe heyecanlanır, elimi camdan uzatıp yağmura dokunmak için sabırsızlanırdım. Dışarda yağmurdan kaçışan insanların aksine yürümeyi severdim damlalar parmak uçlarımdan akana kadar. Ellerimi açıp rahmetin avuçlarıma doluşunu izlemek, semadan düşen her damlanın kulağımdaki bestesini dinlemek ve bu muhteşem senfoni bittiğinde her yere yayılan toprak kokusunu içime çekmek... Tarifsiz bir keyifti Şimdi düşündükçe eski anılar zihnime akıyor, koku henüz devam ederken yür...

Yalın bir hâl... Yalnızlık

Resim
İlk duyduğumuzda tekbaşınalık gibi algılanan bu söz, aslında dokuz harflik bir kelimeden çok daha fazlası... Bazen aranılan , bazen kabullenilen, bazen de mücadelesi verilendir. Bazılarımızın hayatına henüz hiç uğramasa da bazılarımız için  doğmayan vuslat, sılaya olan hasrettir. Bekleyiştir kimi zaman yalnızlık... sabır elbisesine sarılı, çaresizlikle bezeli, dua rengine boyalı O bize ham olarak gelir ama biz onu kendi değer ve doğrularımızla yoğurup o şekilde dahil ederiz dünyamıza. Hepimiz farklı bir isimle çağırsakta aslında özünde ne olduğunu iyi biliriz. Yalnızlık, hissedilen bir ıssızlık halini aldığında güçleşir. Doldurmadıkça derinleşir kalabalığın içinde bile tenhada bırakır insanı Bazende aranılandır demistik ya, evet onlar için hayatın temposu içerisinde bir fırsat olarak çıkıyor karşımıza, o cok sevdigimiz kitaptan bir kaç sayfa daha veya henüz tamamlayamadığımız tabloyu bitirebilme, yada kendinle başbaşa biraz kafa dinleme gibi daha birçok şey için zaman an...

İletişimin rengi...

Resim
İletişimi duygu ve düşüncelerimizi bir şekilde birbirimize aktarma davranışı olarak biliriz. Doğrudur da, hayatımızda en çok kullandığımız konuşarak iletişim bazen öyle haller alır ki… Kimi zaman insanın mutluluğuna kimi zamanda üzüntüsüne bürünür. Nezaman nereden geldiğini bilemediğimiz bir ses ya da nefestir. Bazen de içten bir bakıştır ama öyle güzeldir ki adeta kelimeler uykuya dalar. Bazı zamanlarda ise öfke gömleğini giymiş halde çıkar karşımıza ve kontrol edilmesi mümkün olmayan hallere sebep olabilir. Dünya bu ya, farklı farklı insanlarla yaşayıpta kusursuz bir iletişim pek mümkün olmamakla birlikte doğru kullanılmadığında yarattığı sorunların çözümünü de güçleştirir. Bazıları “Sessiz kalmak en iyisi” der çözüm için ama sükût bazen en tehlikelisi, bazen de en doğrusudur. Bu durum göreceli olup, kişinin kendi doğru ve değerlerine göre değişkenlik gösterir. İletişim, duyguları düşünceleri anlatabilmek için kaçınılmaz bir hâldir evet ama sadece konuşmaktan ibaret değil tavır ve da...

Bir simit iki mutluluk...

Resim
Tüm gücümle zamanı kovaladığım günlerden bir gün iş çıkışı kendimi ansızın (eve giden yolun dışında) Eminönü otobüsünde buluverdim. Bana neyin böyle yaptırdığını bilemiyorum. Zihnim otobüsün kalabalığı ve rehavetinden sıyrılmış, cam kenarından dışarıyı izliyordum. Duraklar arasında ağır ağır ilerleyen otobüsten gelen seslerle yolcuların konuşmaları birbirine karışıyordu. Yolculuk böyle devam ederken açık camdan burnuma gelen denizin kokusu Karaköy’e yaklaştığımın en güzel kanıtıydı. Köprübaşındaki durakta inip sırayla dizilmiş balıkçıların arasından yürürken o kovaladığım zamanın bir süre durmasını çok isterdim. Güneş batıyordu karşımda gözlerime dolan eşsiz bir manzara ve tüm karizmasıyla sağımda Galata kulesi…   Meydana doğru ilerleyip kendime bir simit bir de çay aldım. Tam çayımdan bir yudum alacakken yanımdaki merdivenin başında öylece oturan bir çocuk gördüm üstü pek parlak değildi gözleri mahzun bakıyordu. Yanına gidip oturdum. “Simit ister misin?” diye sordum istemedi,...

O zaman kahvedengimevzular başlasın :)

Resim
Merhaba, İlk blog yazımı sizlerle paylaşırken her yaşadığımız ilkler gibi bende kendimi heyecanlı hissediyorum. Bloğum hakkında birkaç şey söylemem gerekirse, zaman buldukça bir kenara not almaya çalıştığım hayata dair nacizhane tespit ve düşüncelerimden birde Türk kahvesine olan düşkünlüğümün muhabbetle sentezlenmesine olan özlemimden doğdu diyebilirim. Evli iki çocuk annesi ve çalışan bir bayan olarak tempolu hayatımdan kalan zamanlarda yazılarımı sizlerle paylaşmaya çalışacağım Sayfamı ziyaret ettiğiniz için teşekkür eder sağlık ve mutlulukla kalmanızı dilerim.