Kayıtlar

Bir öğretmenden çok daha fazlası...

Resim
  Bugün hayatındaki maddi manevi binbir zorluklarla bir savaşçı gibi mücadele ederek mesleğini elde etmiş ve o mesleği, görünmez kumaşlardan dikili bir kaftan gibi üzerine giyerek sadece okulda öğretmen olmayı değil hayatın her anında öğretmen gibi yaşamanın ne demek olduğunu daima anlatmış bir eğitim neferinin kızı ve öğrencisi olarak yazmak istiyorum. Bugün göğsümde kocaman bir ağrı ile uyandım, aynaya baktığımda üzerinde uçları bayrak desenli beyaz yakaları olan mavi önlüklü bir kız çocuğu görüyorum, babasının elinden tutmuş okula doğru gidiyorlar karşılarında pırıl pırıl parlayan gözleriyle öğretmenini bekleyen bir avuç öğrenci, ders zili çalıyor ve hep birlikte neşeyle sınıflara gidiyoruz. Sınıfta uzunca borularla kurulu bir soba, camlarda bayram kutlamalarından kalma bayraklar, yıpranmış ve yıllardan nasibini almış ahşaptan sıralar, duvarda asılı okuma fişleri, arkadaki yeşil panoda mevsimleri ve ayları anlatan resimler, karşıda kocaman bir kara tahta ve tozu öğretmenin parma...

Yaşamın gölgesinde... Ertelenenler

Resim
Yine sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktığımız bir gündü. Güneş turuncuya sımsıkı sarılmış sarının, enfes tonuyla bezeli entarisiyle karşımda... Hayatlar geçiyor nesiller bitiyor ama o hergün bıkmadan usanmadan ve hep aynı güzellikte bize merhaba diyor. Işıklar masmavi renkteki yer yer bulut desenli gökyüzüyle, denizin arasından geçerek sahil şeridinden akan araçların arasına doluyor. Araçlar hızla ilerlemesine rağmen değişmeyen manzara, karşımdaki görüntünün ne kadar devasa birşey olduğunu bana yeniden hatırlatıyor. Manzaranın seyrine öylece dalmışken ani bir sesle irkiliyorum, yanımızdan ve araçların aralarından tehlikeli denilebilecek kadar hızla geçen, motorlu bir genç. Yolda ilerleyen diğer araçlarıda zor durumda bırakarak gözden kayboluyor. Biraz ilerleyince bu genç için hissettiğim korkunun sebebini daha iyi anlıyorum. Bariyere çarparak hurdaya dönmüş bir motor ve yerde hareketsiz yatan genç... Sonra araçları bölerek hızla gelen ambulansın yürek burkan sireni dolduruyor her yanı. ...

Güzün saklı kahramanı... Ekim

Resim
Hep Eylül için yazılır sözler şiirler, hep Eylül söylenir efkar dolu şarkılarda, hep Eylülde olur başlangıçlar yada vedalar, yüzümüze düşerse bir hüzün hep Eylülün parmağı vardır o işte, her daim sırası önce diye güzün temsilcisi olarak bilinen ve anılandır Eylül... Kim bilir belkide ardındaki, güzün gerçek kahramanının vitrin halidir Eylül. Vizyona yeni girecek bir film olsaydı güz, fragmanı Eylül filmin kendisi Ekim olurdu diye düşünürüm hep. Bu yüzden nacizhane kendi gözümden Ekimi anlatmak istiyorum bu yazımda.  Eteklerine doldurduğu kurumuş yapraklarla geliyor memleketimin dört bir yanına, sarının  kahvenin tonlarını serpiştiriyor ve güzün desenini dokuyor ilmek ilmek tabiatın her noktasına. Rüzgarı geliyor ardından dolu dizgin, uğultusunda bir keman sesi... Ruhum yerinden savurulurcasına atıyorum kendimi dışarı, ellerimde sımsıkı sarıldığım sıcak çayımdan bir yudum alıyorum çünkü buğusu yüz hatlarıma dolmuş buharın ardından izlemeyi seviyorum bu sanatsal döngüyü. Biraz y...

Zaman değirmeninde hayatlar

Resim
Uyanmak sabaha Hayatla burun buruna Geleceğe bir adım daha yakınım her anımda Neydi beni koşturan bu denli Saniyeler, dakikalar ve saatlerle el ele Ayların, yılların burun kıvırdığı Açıp kapadığımda gözlerimi Hepsinin ardımda kaldığı An'ların zamana meydan okuduğu Bu net kargaşanın parçasında gibiyim Savruluyor gibi oluyorum bazen hayatımın akışında, nefes nefese çıkıyorum zamanın merdivenlerinden. Şimdilerde vakti yaşamakla,  tüketmek arasındaki o ince çizgiyi ölesiye hızlı geçerken, ileride aynaya her baktığımda yüzümde, hızla geçtiğim o çizgilerin izleri hatırlatacak bana bu günlerimi... biliyorum. Bazen öyle kapılıyorumki koşturmacaya,  çarpıveriyorum bir yanımı yada burkuluyor ayaklarım kalıyorum olduğum yere. Bir sessizlik çöküyor içime ama kendi cümlelerime sığamıyorum. Sonra derin bir nefes alıyor ve zihnimde her ne varsa durgun sulara bırakıp izliyorum sazlıklardan geçişini.  Bilerek tutunmuyorum kalkabilmek için biryerlerden, düştüğüm anda kalıyorum, hiç kıpırda...

Akşam sefası (ikindi prensesi)

Resim
  Her günün bitimine doğru gölgenin rengini bölerek penceremin önünde açan, sarı akşam sefası çiçeğini izliyorum. Ben ona ikindi prensesi de diyorum. En çok da, uykuya çekildiği için renklerin ferini söndüren güneşe rağmen canlı rengi ve rüzgarla olan dansı büyülüyor beni. Tüm gününü hayat meşguliyetiyle geçiren insanın gün sonunda akşam sakinliğinde yüklerini bir kenara koyup nefes alabildiği, yüreğini açıp bakabildigi, tek kelime ses duyulmadan kendiyle konuşabildiği, haline benzetirim bu çiçeği. Sokak lambasının ışığı dokunsada yapraklarına, o kendi renginin aydınlığında kimsenin olmadığı saatlerde açar ve kendiyle başbaşa kalır bu koca dünyada. Biz evlerimize gün bitti diye çekilirken, o gür yapraklarının arasından belirir, kaldırır başını çünkü karanlıktır aslında onun güneşi, sakinliktir suyu, dışardan gelen sesler rüzgar uğultusu gibi duyulurken evimizden, aslında duyulan fısıltısıdır akşam sefasının, muhabbetidir estikçe camlarımıza vuran. Zaman ilerliyor, siliniyor geceni...

Bir İskenderun akşamı

Resim
  Sıcak bir İskenderun akşamı... Sahil şehrin boynunda gerdanlık misali uzanmışken bir yanda ağır yürüyüşlerle koyu sohbetlere dalanlar diğer yanda rengi geceyle karışmış banklarda bir başına kendi kalabalığından kaçanlar... Hırçın dalgaların sert mizaçlı kayalıklara her çarpışında çıkardığı sesin, sahil müdavimleri için vazgeçilmez bir enstrüman tınısı olduğunu düşünüyor bir süreliğine gözlerimi kapatıp bu müzik ziyafetine bende dahil oluyorum. Sanki o an herşeyi dinleyerek hissedebiliyor ve kulaklarımın derinlerine kadar giren bu sese teslim oluyorum. Gözlerimi açtığımda kayalıkların üzerinde dünyaya sırtını dönmüş oturan bir kadın görüyorum. Hızlıca çarpan dalgalar bulaşıyor avuçlarına, uçsuz mavi damlıyor ellerinden belki de yüklerini bırakıyor denize parmak uçlarından... Uzun uzun bakıp denize "Kimbilir daha kimlerin yüreğinden dökülenleri taşıyorsun koynunda" diye mırıldanırken yürümeye devam ediyorum. Havadaki nem ve rehavet sohbetlerin konusunu bölerek seyrini ağırl...

Böğürtlen kokulu bayram anıları

Resim
Bir çocuk var gözlerimde... Tebessümünde böğürtlen lekesi Koşar tarlalar arası yollar boyu Gülüşmelere karışır adımlarının sesi Bir çocuk var gözlerimde... Ellerinde ceviz lekesi Aşar engelleri dallar boyu Ardı ardına göğsünde atar nefesi Bayramın yaklaşmasıyla aynı heyecanın ve mutluluğun etrafında toplandığımız günler canlanıyor zihnimde... Gün, sabahın erken saatlerinde odun ateşinin başında kahvaltı için ekmek yapan annemin, ellerine bulaşmış buğday kokusuyla başlayıp, binbir emekle hazırlanmış kahvaltının nakış nakış işlendiği uzun sofralarımızın en keyifli muhabbetlere mesken olmasıyla devam ediyor. Her bayramda ikram edilmek için alınan rengarenk ambalajlı şekerlerin, saklandığı yer tespit edildikten sonra bir bayram ritüeline dönüşen çocuk istilasına uğramasının ardından ambalaj dolu çöp kutusunun durumu ele vermesiyle sağa sola kaçışan çocukların gülüşmeleriyle daha bir hareketleniyor. Yaklaşan öğlen vaktiyle artan sıcağın rehaveti, bayramlaşmaların süregelmesiyle unutulup yer...