Kayıtlar

Kestane sıcaklığında kış anıları

Resim
  Kış aylarında içini en çok ısıtan şey nedir? Diye sorsalar bir fincan çay ve avuçlarıma saklanmış sıcacık kestane derdim. Onu görmek yada o hafif yanık kokusunu duymak, benim için aniden kulağıma çalınan eskilerden bir şarkı, içten bir gülümseme, bir çocuğun sabırsız kıpırtısı, yâd ederken sadece kendimin izleyebildiği kısa film kuşağı... Zaman tuvaline resmedilmiş bu kış tablosunu penceremden izlemeyi bırakıp cadde üzerini mesken tutmuş kestaneciye uğramak için dışarı çıkıyorum. İçi kestane dolu kese kağıdını elime alır almaz hissettiğim sıcaklık ve rüzgarın dahi savuramadığı o yanık kokusu bana bir yerden tanıdık geliyor. İçimdeki özlem ocağında çıtırdayan çocukluk anılarım... Düşüyorum zihnimde uçuşan takvim yapraklarının ardına. Yine bir akşam üzeri okuldan çıkıp eve doğru yürüyorum, adımlarımla bölüyorum mevsimi birkaç yerinden. Yağmurun ellerimin ve ıslanan okul formamın rengini değiştirmesine engel olamıyorum. Soğuktan buharlaşan nefesim evlerin önünden geçerken yoğunlaşan...

Gizemli arkadaşımla yolculuk

Resim
İnsana her daim iyi geldiğini düşündüğüm ve vazgeçemediğim bir aktivitedir yürüyüş, bide kulağımda sevdiğim müzikler varsa, dünya ile bağlantımı bir kenara kaldırıp, dört mevsimden etkilenmeden kendi içimde zamanlar arası bir yolculuğa çıkmış gibi oluyorum. Yürüyüşte genellikle sözsüz enstrüman yada yabancı müzik dinlemeyi seviyorum. Bir ara "Ne söylediğini bile anlamadığın bir şarkıyı dinlemek ne kadar keyifli olabilir ki" diye bir yorum almıştım. Oysa ben dilini anlamadığım bir şarkıyı, kendi dilimde özgürce anlamlandırarak dinliyorum, böylece aslında onun ne anlattığını kendim belirliyorum çünkü bazen müzik size sizi söylesin istiyorsunuz. Tabiki kendi dilimizin ne kadar zengin olduğunu ve bu sebeple her çeşit duygunun kendine yer bulduğu ve eşsiz bestelerle bütünleşebildiği bir müzik kültürüne sahip olduğumuzun farkındayım ve hatta dil zenginliğimizin tartışmaya dâhi açık olmadığını düşünüyorum.  Fakat kendi iç yolculuğumuzdayken bize o anki ruhsal durumumuzu yada ifade e...

Kalemime dolanan gece...

Resim
Duygularım el ele bu gece Kardelenin avcunda doğar gibi Sakin ve meşakkatli ruhum Serin sularda yanar gibi Bu dingin ve huzurlu bekleyiş Efkâr kapısını aralar gibi Ziyaretindeyim başka dünyaların Sesler üzerime yağar gibi Savrulunca hayaller ve düşler Derin kuyulara dolar gibi Dudaklarda anıların tebessümü Hüznün sireniyle solar gibi Bezenince akşamla gökyüzü Duvarlar siyaha doyar gibi Kapatsamda ellerimle her yanı Rengi gözlerimi boyar gibi Duyulurken sessiz soluklar Uyku hep kol gezer gibi Nihayet ağarınca tan yeri Canlar bedene sızar gibi

Bir öğretmenden çok daha fazlası...

Resim
  Bugün hayatındaki maddi manevi binbir zorluklarla bir savaşçı gibi mücadele ederek mesleğini elde etmiş ve o mesleği, görünmez kumaşlardan dikili bir kaftan gibi üzerine giyerek sadece okulda öğretmen olmayı değil hayatın her anında öğretmen gibi yaşamanın ne demek olduğunu daima anlatmış bir eğitim neferinin kızı ve öğrencisi olarak yazmak istiyorum. Bugün göğsümde kocaman bir ağrı ile uyandım, aynaya baktığımda üzerinde uçları bayrak desenli beyaz yakaları olan mavi önlüklü bir kız çocuğu görüyorum, babasının elinden tutmuş okula doğru gidiyorlar karşılarında pırıl pırıl parlayan gözleriyle öğretmenini bekleyen bir avuç öğrenci, ders zili çalıyor ve hep birlikte neşeyle sınıflara gidiyoruz. Sınıfta uzunca borularla kurulu bir soba, camlarda bayram kutlamalarından kalma bayraklar, yıpranmış ve yıllardan nasibini almış ahşaptan sıralar, duvarda asılı okuma fişleri, arkadaki yeşil panoda mevsimleri ve ayları anlatan resimler, karşıda kocaman bir kara tahta ve tozu öğretmenin parma...

Yaşamın gölgesinde... Ertelenenler

Resim
Yine sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktığımız bir gündü. Güneş turuncuya sımsıkı sarılmış sarının, enfes tonuyla bezeli entarisiyle karşımda... Hayatlar geçiyor nesiller bitiyor ama o hergün bıkmadan usanmadan ve hep aynı güzellikte bize merhaba diyor. Işıklar masmavi renkteki yer yer bulut desenli gökyüzüyle, denizin arasından geçerek sahil şeridinden akan araçların arasına doluyor. Araçlar hızla ilerlemesine rağmen değişmeyen manzara, karşımdaki görüntünün ne kadar devasa birşey olduğunu bana yeniden hatırlatıyor. Manzaranın seyrine öylece dalmışken ani bir sesle irkiliyorum, yanımızdan ve araçların aralarından tehlikeli denilebilecek kadar hızla geçen, motorlu bir genç. Yolda ilerleyen diğer araçlarıda zor durumda bırakarak gözden kayboluyor. Biraz ilerleyince bu genç için hissettiğim korkunun sebebini daha iyi anlıyorum. Bariyere çarparak hurdaya dönmüş bir motor ve yerde hareketsiz yatan genç... Sonra araçları bölerek hızla gelen ambulansın yürek burkan sireni dolduruyor her yanı. ...

Güzün saklı kahramanı... Ekim

Resim
Hep Eylül için yazılır sözler şiirler, hep Eylül söylenir efkar dolu şarkılarda, hep Eylülde olur başlangıçlar yada vedalar, yüzümüze düşerse bir hüzün hep Eylülün parmağı vardır o işte, her daim sırası önce diye güzün temsilcisi olarak bilinen ve anılandır Eylül... Kim bilir belkide ardındaki, güzün gerçek kahramanının vitrin halidir Eylül. Vizyona yeni girecek bir film olsaydı güz, fragmanı Eylül filmin kendisi Ekim olurdu diye düşünürüm hep. Bu yüzden nacizhane kendi gözümden Ekimi anlatmak istiyorum bu yazımda.  Eteklerine doldurduğu kurumuş yapraklarla geliyor memleketimin dört bir yanına, sarının  kahvenin tonlarını serpiştiriyor ve güzün desenini dokuyor ilmek ilmek tabiatın her noktasına. Rüzgarı geliyor ardından dolu dizgin, uğultusunda bir keman sesi... Ruhum yerinden savurulurcasına atıyorum kendimi dışarı, ellerimde sımsıkı sarıldığım sıcak çayımdan bir yudum alıyorum çünkü buğusu yüz hatlarıma dolmuş buharın ardından izlemeyi seviyorum bu sanatsal döngüyü. Biraz y...

Zaman değirmeninde hayatlar

Resim
Uyanmak sabaha Hayatla burun buruna Geleceğe bir adım daha yakınım her anımda Neydi beni koşturan bu denli Saniyeler, dakikalar ve saatlerle el ele Ayların, yılların burun kıvırdığı Açıp kapadığımda gözlerimi Hepsinin ardımda kaldığı An'ların zamana meydan okuduğu Bu net kargaşanın parçasında gibiyim Savruluyor gibi oluyorum bazen hayatımın akışında, nefes nefese çıkıyorum zamanın merdivenlerinden. Şimdilerde vakti yaşamakla,  tüketmek arasındaki o ince çizgiyi ölesiye hızlı geçerken, ileride aynaya her baktığımda yüzümde, hızla geçtiğim o çizgilerin izleri hatırlatacak bana bu günlerimi... biliyorum. Bazen öyle kapılıyorumki koşturmacaya,  çarpıveriyorum bir yanımı yada burkuluyor ayaklarım kalıyorum olduğum yere. Bir sessizlik çöküyor içime ama kendi cümlelerime sığamıyorum. Sonra derin bir nefes alıyor ve zihnimde her ne varsa durgun sulara bırakıp izliyorum sazlıklardan geçişini.  Bilerek tutunmuyorum kalkabilmek için biryerlerden, düştüğüm anda kalıyorum, hiç kıpırda...