Kayıtlar

Günaydın gece

Resim
  Gelecekten bir parça daha satın alabilmek için sıraya girmiş gibi rakamlar saat kadranı üzerinde, sıra ilerledikçe sükut asılıyor var gücüyle sokaktaki sesleri yok etmek için ve her gün bedeninde saklayıp büyüttüğü gecenin yaklaşan doğumuyla, bekleyiş perdesini aralıyor esmer benizli akşam. İşte şimdi gece ılık ılık sızıyor şehrin sokak aralarına... Artık gün gece için doğuyor ve her bir yürek kendine dahi fısıldamaya çekindiği hüzünlerinden armağan ediyor birer buket.  Bazılarımız pencere önünden izliyor bu eşsiz doğumu. İzledikçe hayran kalıyor dünyanın döngüsüne, canlı ve cansız tüm yaratılmışların her gün üzerine örtülen kadifemsi karanlıkla  uykuya dalışına. Ve gönül savaşçıları... İşte onlar zırhlarını bir kenara bırakıp tüm savunmasızlığıyla beliriyor vaktin muhtelif anlarında. Ferini teslim etmiş gözlerinde demleniyor hüzün ağır ağır ve öylece bir şarkı mırıltısı dökülüyor dudaklarından boşluğa. Kimimiz için öldürüyor gece tebessümü, gölge düşmüş suretimizin ard...

Dünyanın renkli yüzü hoşgeldin

Resim
Bugün pırıl pırıl bir güneş karşılıyor beni başımı ne tarafa çevirsem gözlerime vuruyor ışığı, kamaşan bakışlarımla elimi alnıma koyup bakıyorum ufka, yorgun mevsim geliyor uzaklardan, kışı teslim etmiş geçmiş olan zamana ama soğuk esintilerin izleri paçalarında gibi hala... Sırtında rengarenk envai çeşit çiçek yığını, yaklaştıkça yüzüme dokunuyor gibi ılık meltemi, yer yer toprağın göğsüne kurulmuş çıplak dallarda yapayanlız bekleyen minik tomurcukların heyecanlı kımıltısını görüyorum. Adeta gökten düşen bir boya paletinin dağılışı gibi saçılıyor renkler toprağa ve serpiştikçe her yana, kokusu değişiyor dünyanın artık baharla boyanıyor küf aromalı duvarlar. Şehrin sokak aralarında, evlerin bahçelerinde izledikçe insanı mest edebilecek güzellikteki mevsimin asil gelini meyve ağaçları, uçuş uçuş saçlarıyla yemyeşil parkta koşturan bir kız çocuğu elinde iki dal minik çiçekle, yemenisine kolonya çiçeğinin kokusu sinmiş annesinin tebessümüne baharı getiriyor. Yaşlı bir çift emektar bir ban...

Beyaz...

Resim
  Bu sabah masamda oturup çayımı yudumlarken önümde bomboş duran beyaz sayfaya baktım uzun uzun sonra birşeyler karalamaya başladım, bir yandanda beyaz renginin güzelliği ve hayatımızda iz bırakan anları dolaşıyordu zihnimin sokak aralarında... Peki hep mi güzelsin beyaz? Hep mi masum ve safiyane? Apaçık berrak gibi görünsende bize ilk bakışta, gizlice duygularımıza gebe kalıp yaşam yolculuğumuzda bizlere zamansız renkler doğurmuş olan sen değilmisin? Karla kaplı bir memlekette evladının dünyaya gelmesi için gün sayan bir annenin, yolunu kapattığında gözlerindeki çaresizliğiyken, dünyaya gelen bebeğin ipekten tenine ilk sarılan kundak, boğazından geçen ilk lokma sen değilmisin? Yüreği avuçlarında atan gencecik bir kızın, adım adım yaklaşırken yeni yuvasına, kalbinin en yakınında bedenini kaplayarak süzülen ışıltılı zerafetiyken, anılarını emanet edip geride kalanlara bakarken, sırılsıklam olmuş mutlulukla hüznün sarmaş dolaş gezindiği gözlerdeki o ak tuval sen değilmisin? Ilık bir ...

Kestane sıcaklığında kış anıları

Resim
  Kış aylarında içini en çok ısıtan şey nedir? Diye sorsalar bir fincan çay ve avuçlarıma saklanmış sıcacık kestane derdim. Onu görmek yada o hafif yanık kokusunu duymak, benim için aniden kulağıma çalınan eskilerden bir şarkı, içten bir gülümseme, bir çocuğun sabırsız kıpırtısı, yâd ederken sadece kendimin izleyebildiği kısa film kuşağı... Zaman tuvaline resmedilmiş bu kış tablosunu penceremden izlemeyi bırakıp cadde üzerini mesken tutmuş kestaneciye uğramak için dışarı çıkıyorum. İçi kestane dolu kese kağıdını elime alır almaz hissettiğim sıcaklık ve rüzgarın dahi savuramadığı o yanık kokusu bana bir yerden tanıdık geliyor. İçimdeki özlem ocağında çıtırdayan çocukluk anılarım... Düşüyorum zihnimde uçuşan takvim yapraklarının ardına. Yine bir akşam üzeri okuldan çıkıp eve doğru yürüyorum, adımlarımla bölüyorum mevsimi birkaç yerinden. Yağmurun ellerimin ve ıslanan okul formamın rengini değiştirmesine engel olamıyorum. Soğuktan buharlaşan nefesim evlerin önünden geçerken yoğunlaşan...

Gizemli arkadaşımla yolculuk

Resim
İnsana her daim iyi geldiğini düşündüğüm ve vazgeçemediğim bir aktivitedir yürüyüş, bide kulağımda sevdiğim müzikler varsa, dünya ile bağlantımı bir kenara kaldırıp, dört mevsimden etkilenmeden kendi içimde zamanlar arası bir yolculuğa çıkmış gibi oluyorum. Yürüyüşte genellikle sözsüz enstrüman yada yabancı müzik dinlemeyi seviyorum. Bir ara "Ne söylediğini bile anlamadığın bir şarkıyı dinlemek ne kadar keyifli olabilir ki" diye bir yorum almıştım. Oysa ben dilini anlamadığım bir şarkıyı, kendi dilimde özgürce anlamlandırarak dinliyorum, böylece aslında onun ne anlattığını kendim belirliyorum çünkü bazen müzik size sizi söylesin istiyorsunuz. Tabiki kendi dilimizin ne kadar zengin olduğunu ve bu sebeple her çeşit duygunun kendine yer bulduğu ve eşsiz bestelerle bütünleşebildiği bir müzik kültürüne sahip olduğumuzun farkındayım ve hatta dil zenginliğimizin tartışmaya dâhi açık olmadığını düşünüyorum.  Fakat kendi iç yolculuğumuzdayken bize o anki ruhsal durumumuzu yada ifade e...

Kalemime dolanan gece...

Resim
Duygularım el ele bu gece Kardelenin avcunda doğar gibi Sakin ve meşakkatli ruhum Serin sularda yanar gibi Bu dingin ve huzurlu bekleyiş Efkâr kapısını aralar gibi Ziyaretindeyim başka dünyaların Sesler üzerime yağar gibi Savrulunca hayaller ve düşler Derin kuyulara dolar gibi Dudaklarda anıların tebessümü Hüznün sireniyle solar gibi Bezenince akşamla gökyüzü Duvarlar siyaha doyar gibi Kapatsamda ellerimle her yanı Rengi gözlerimi boyar gibi Duyulurken sessiz soluklar Uyku hep kol gezer gibi Nihayet ağarınca tan yeri Canlar bedene sızar gibi

Bir öğretmenden çok daha fazlası...

Resim
  Bugün hayatındaki maddi manevi binbir zorluklarla bir savaşçı gibi mücadele ederek mesleğini elde etmiş ve o mesleği, görünmez kumaşlardan dikili bir kaftan gibi üzerine giyerek sadece okulda öğretmen olmayı değil hayatın her anında öğretmen gibi yaşamanın ne demek olduğunu daima anlatmış bir eğitim neferinin kızı ve öğrencisi olarak yazmak istiyorum. Bugün göğsümde kocaman bir ağrı ile uyandım, aynaya baktığımda üzerinde uçları bayrak desenli beyaz yakaları olan mavi önlüklü bir kız çocuğu görüyorum, babasının elinden tutmuş okula doğru gidiyorlar karşılarında pırıl pırıl parlayan gözleriyle öğretmenini bekleyen bir avuç öğrenci, ders zili çalıyor ve hep birlikte neşeyle sınıflara gidiyoruz. Sınıfta uzunca borularla kurulu bir soba, camlarda bayram kutlamalarından kalma bayraklar, yıpranmış ve yıllardan nasibini almış ahşaptan sıralar, duvarda asılı okuma fişleri, arkadaki yeşil panoda mevsimleri ve ayları anlatan resimler, karşıda kocaman bir kara tahta ve tozu öğretmenin parma...